6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Mer’i Vergi Kanunları Açısından; Gayrımenkul ve İştirak Payı Satış Kazançlarından Sermaye Artırımında Vergi İstisnaları, Av. Dr. Nevin YURTMAN

6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU VE MER’İ VERGİ KANUNLARI AÇISINDAN;

GAYRİMENKUL VE İŞTİRAK PAYI SATIŞ KAZANÇLARINDAN

SERMAYE ARTIRIMINDA VERGİ İSTİSNALARI  


Av. Dr. Nevin YURTMAN


İstanbul Barosu, Vergi ve İdare Hukuku Komisyonu Başkan Yardımcısı

nevinyurtman@istanbulbarosu.org.tr


Aralık 2013 - İSTANBUL

 

 

                I. Giriş

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “istisnalar” başlıklı 5.maddesinin 1/e, f.3 hükmünde şirketlere, gayrimenkul ve iştirak payı satış kazançlarını sermaye artırımında kullanmaları halinde vergi istisnası tanımaktadır(1).

Önemli Vergi avantajı içeren bu hüküm ile kanun koyucunun güttüğü amaç, taşınmazlar ve katılma payları gibi hareketsiz ve anonim ortaklığa pek katkı sağlamayan değerlerin paraya dönüştürülerek anonim ortaklığa kaynak sağlanmasıdır. Diğer bir amaç da anonim ortaklık iştirakler portföyünde bulunan hisse senetlerinin halka arzı suretiyle sermaye piyasasının canlanmasını ve hisse senetlerinin mülkiyetinin tabana yayılmasını sağlamaktır(2).

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 462.maddesi ile maddi hukuk dayanağı oluşturulan gayrimenkul/iştirak payı satışından elde edilen gelirden sermaye artırımı, “iç kaynaklardan sermaye artırımı” olarak nitelendirilmektedir. 6102 sayılı TTK düzenlemesinden önce de öğretide “iç kaynaklardan sermaye artırımı”nın hukuki niteliğinin “sermaye artırımı” ve “ana sözleşme değişikliğinin” özel bir türü olduğu ve maddi hukuk temeli yönündeki boşluğun doldurulması önerilerinde bulunulmuştur(3),

TTK’nun 462.maddesinin 1.fıkrasında esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımlarından ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlardan iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılabileceği belirtilmektedir. Kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısmı TTK m.519, b.3 uyarınca ana sözleşmede yazılı veya çıkarılmış sermayenin yarısını geçen tutarıdır.

Her ne kadar TTK m.462 hükmünün anonim ortaklıklarda ‘sermayenin artırılması” alt başlığı altında düzenlenmiş olmasına ve TTK m.644 hükmünde bu maddenin limited şirkete uygulanacağı yönünde atıfta bulunulmamasına rağmen uygulamada limited şirketlerde de iç kaynaklardan sermaye artırımı uygulanmaktadır. TTK m.644 hükmünde 462.maddeye atıfta bulunulmaması unutkanlık sonucudur.

KVK 5.maddesinde kurumlar vergisinden müstesna tutulan kazançlar ayrıntılı olarak sayılmış, hangi koşullarda vergi istisnasından yararlanabilecekleri belirtilmiştir. Bu makalenin konusu “şirketlerin gayrimenkul ve iştirak payı satışından elde ettikleri kazançlardan sermaye artırımında vergi istisnası” ile sınırlı tutulmuş olduğundan kurumlar vergisinden istisna tutulan tüm kazançlar değil, kapsam dâhilinde inceleme yapılacaktır.

                KVK m.5, 1/e’de iştirak hisselerinin yanı sıra, kurucu senetleri, intifa senetleri ile rüçhan haklarının satışından elde edilen gelirin de sermaye artırımında kullanılması halinde m.5, 1/e’deki vergi istisnasından istifade edilebileceği belirtilmektedir.

II. İstisnaya Konu Olan Taşınmazlar

Türk Medeni Kanununda “Taşınmaz” olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan mallardır(4).

Bunlar, Türk Medeni Kanununun 704 üncü maddesinde “Taşınmaz mülkiyetinin konusu” olabilecek;

·     Arazi,

·     Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,

·     Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler

olarak sayılmıştır.

Elden çıkarılacak taşınmazlardan doğacak kazancın, bu istisna uygulamasına konu olabilmesi için taşınmazın Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi gereğince şirket adına tapuya tescil edilmiş olması gerekir. Bu nedenle, ilgili şirket adına tapuya tescili yapılmamış bir binanın satışından doğan kazanca bu istisna uygulanmaz. Şirket adına tapuya tescilinin yapılmasında çeşitli nedenlerle gecikmeler olması durumunda; taşınmazın işletme aktifinde iki yıl süreyle bulunup bulunmadığının, işletmede iki yıldan fazla süreyle sahip olunarak fiilen kullanıldığının tespitinde, yapı inşaatı ruhsatı, vergi dairesi tespiti veya resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik edilebilmesi mümkün olabilir.

Örneğin; organize sanayi bölgeleri tarafından verilen tahsis belgesine istinaden veya çeşitli nedenlerle iki yıldan fazla süreyle fiilen kullanılan ancak tapuda şirket adına henüz tescil edilmemiş bir taşınmazın tahsis belgesine dayanılarak veya zilyetliğin devri suretiyle satılması durumunda bir taşınmaz satışından bahsedilemeyeceğinden istisna uygulanamayacaktır. Ancak, şirket aktifinde iki tam yıl süreyle bulunduğu, kullanıldığı yukarıda yer alan açıklamalar çerçevesinde tevsik edilen taşınmazın tapuda şirket adına tescil edildikten sonra satılması halinde, satıştan elde edilen kazançlar bu istisna kapsamında değerlendirilir.

Taşınmaz tanımına, taşınmazın bütünleyici parçaları da girer. Bütünleyici parça, Türk Medeni Kanununun 684 üncü maddesinde, “Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Taşınmaz tanımına, taşınmazın eklentisi niteliğinde olan unsurlar girmez. Eklenti, Türk Medeni Kanununun 686 ncı maddesinde; “Bir şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun eklentisini de kapsar. Eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır. Eklenti, asıl şeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez." şeklinde tanımlanmıştır.

İstisna uygulaması sabit üretim vasıtası niteliğindeki makineler açısından değerlendirildiğinde, makinelerin sökülmesi gerektiği zaman bina tahrip olacak veya zarar görecek ise bu makineler binanın bütünleyici parçası olarak kabul edilecektir. Aynı şekilde, bina ile birlikte bir bütün oluşturan ve birbirinden ayrılmaları halinde istenilen faydayı sağlamayacak durumda olan makineler de binanın bütünleyici parçasıdır. Bunlara örnek olarak transformatörler, kazanlar, zemine raptedilen türbinler sayılabilir.

Taşınmazlarla birlikte satışa konu olan ve o taşınmazın bütünleyici parçası sayılan şeylerin satışından elde edilen kazançlar da istisna kapsamında değerlendirilecektir. Ancak, taşınmazın zeminine veya duvara sabitlenmiş olmakla birlikte münferiden veya toplu olarak sökülüp satılması mümkün olan ve bu takdirde işletmenin sınai olma vasfını değiştirmeyen ve üretimi de aksatmayan makine ve benzeri aletler bütünleyici parça niteliğinde değerlendirilemeyeceğinden bunların satışından doğan kazanç, istisnadan yararlanamayacaktır. Diğer taraftan, makinelerin taşınmazdan bağımsız olarak satılması halinde, mütemmim cüz olma vasıfları kalmayacağından, bunların satışı menkul mal satışı olarak kabul edilecektir.

MK.m.718 hükmünde arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı belirtilmektedir. Bu kapsama arz katmanı niteliğindeki madenler de girer. Maden ticaret ile iştigal eden bir anonim ortaklığın çıkardığı madeni satması, onu istisna kapsamına sokmaz. Çünkü MK.m.718 de gayrimenkul hükmünde olan çıkarılan maden değil, maden ocağının kendisidir. Ancak aynı maden işletmesinin atıl durumda olan bir kısmının satılması halinde istisna kapsamına gireceği şüphesizdir.

Gemiler ve nakil vasıtaları MK m. 704 kapsamında olmadığından, satışlarından elde edilen gelirin sermayeye ilave edilmesi durumunda vergi istisnasından yararlanılamaz. VUK 269 maddesinde gemilerin ve nakil vasıtalarının gayrimenkul gibi değerleneceğinin belirtilmiş olması bunları gayrimenkul olarak nitelendirmeye gerekçe olamaz.

                Taşınmazlar VUK.m.269 uyarınca maliyet değeri üzerinden bilançoya geçirildiğinden bilançoda görünen “maliyet değeri” ile satış değeri arasında varsa bir fark kazanç olarak nitelenecek, sermaye artırımı bu kazançtan yapılabilecektir.

III. İstisnaya Konu "iştirak hisseleri"

Menkul değerler portföyüne dahil hisse senetleri ile ortaklık paylarını ifade etmektedir.

Bunlar;

·     Anonim şirketlerin ortaklık payları veya hisse senetleri (Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan yatırım ortaklıkları hisse senetleri dahil),

·     Limited şirketlere ait iştirak payları,

·     Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payları,

·     İş ortaklıkları ile adi ortaklıklara ait ortaklık payları,

·     Kurucu senetleri ile diğer intifa senetleri,

·     Kooperatiflere ait ortaklık payları

                olarak sıralanabilir.

Anonim şirketler ile paylı komandit şirketlerin sermaye artırımına gitmeleri durumunda, bu şirketlerin pay/hisse senetlerini aktifinde bulunduran kurumlar, bedelli veya bedelsiz olarak yapılan bu sermaye artırımına katılabilecekleri gibi yeni hisse senedi rüçhan hakkı kuponlarını (öncelikli alım hakkı) başkalarına da satabilmektedirler. Söz konusu rüçhan haklarının satışından elde edilen kazançların %75’i istisnadan yararlanabilecektir.

IV. İstisna Uygulamasına İlişkin Şartlar

1. İki Tam Yıl Süre İle Aktifte Bulundurulma Koşulu

İstisna uygulamasına konu olacak taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının en az iki tam yıl (730 gün) süreyle kurumun/şirketin aktifinde yer alması, diğer bir ifadeyle kurumun bu değerlere iki tam yıl süreyle bilfiil sahip olması gerekmektedir.

6111 sayılı Kanun m.90 hükmü ile 25/02/2011 tarihinden itibaren uygulanmak üzere mevcut maddeye eklenen parantez içi hüküm gereği taşınmazların; kaynak kuruluşlarca kira sertifikası ihracı amacıyla varlık kiralama şirketlerine, 6495 sayılı kanun m.42 hükmü ile de 12.7.2013 tarihinden itibaren varlık kiralama şirketlerinin yanı sıra Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında satışı ile bu varlıkların taşınmazın devralındığı kuruma satışında, en az iki tam yıl süreyle aktifte bulundurma şartı aranmayacaktır.

1.a Bedelsiz Olarak Veya Rüçhan Hakkı Kullanılmak Suretiyle Elde Edilen Hisse Senetlerinde İktisap Tarihi

Kurumların/şirketlerin mevcut hisse senetleri dolayısıyla ellerinde bulunan rüçhan hakkı kuponları karşılığında itibari değeriyle yeni hisse senedi iktisap etmeleri halinde, yeni iktisap edilen söz konusu hisse senetleri açısından iktisap tarihi olarak, eski hisse senetleri ya da iştirak hissesinin iktisap tarihi esas alınacaktır. Aynı durum, iştirak edilen kurumun nedeni ne olursa olsun yapmış olduğu sermaye artışı dolayısıyla bedelsiz olarak iktisap edilen hisse senetleri açısından da geçerli olacaktır.

Bunun dışında, rüçhan hakkı dolayısıyla itibari değerinden farklı bir değerle hisse senedi iktisap edilmesi durumunda; bu hisse senetlerinin iktisap tarihi olarak, eski hisse senetleriyle ilişkilendirilmeksizin, fiilen kurumun aktifine girdikleri tarih esas alınacaktır.

1.b Devir ve Bölünme Hallerinde İktisap Tarihi

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 ve 20 nci maddeleri kapsamında gerçekleştirilen devir, tam ve kısmi bölünme hallerinde, devir veya bölünme suretiyle devralınan taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının iktisap tarihi olarak, devir alınan veya bölünen kurumdaki iktisap tarihi esas alınacaktır.

1.c İnşa Halindeki Binalarda 2 Yıllık Sürenin Tespiti

Kurumlar/şirketler tarafından, inşaatı henüz tamamlanmayan, fiilen kullanma imkânı da bulunmayan binaların satılması halinde; kurum aktifinde iki tam yıl kayıtlı olması koşuluyla, sadece binanın arsasının satış kazancına tekabül eden kısmı kurumlar vergisinden istisna olacaktır.

Ancak, arsa üzerinde inşa edilen ve aktife kaydedilen binanın, kurum adına tapuya tescil edilerek satılması halinde, satılan binanın iki yıllık aktifte bulundurulma süresinin başlangıç tarihi olarak, inşaatın tamamlandığı ve bina olarak kullanılmaya başlandığı tarih esas alınacaktır.

1.d Aynı Kuruma Ait İştirak Hisselerinin İktisabında 2 Yıllık Sürenin Tespiti

Kurumlar vergisi mükelleflerinin, aynı kuruma ait değişik tarihler itibarıyla iktisap ettikleri iştirak hisselerinin bir kısmını satmaları durumunda, söz konusu iştirak hisselerinin iki tam yıl aktifte yer alma şartını sağlayıp sağlamadığının tespitinde ilk giren ilk çıkar (FİFO) yönteminin kullanılması gerekmektedir.

2. Satış Kazancının Fon Hesabında Tutulması

Taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışında kazanç, satış işlemi ile birlikte doğacağından, satış işlemi ister peşin isterse vadeli olarak yapılmış olsun istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanacaktır.

KVK m.5, 1/e, f.2 hükmünde satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulabileceğini, ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesinin şart olduğunu belirtmektedir. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı belirtilmektedir.

Aynı fıkraya 12/7/2013 tarih, 6495 Sayılı Kanunun 42.maddesi ile eklenen parantez içi hüküm ile taşınmazların kaynak kuruluşlarca kira sertifikası ihracı amacıyla varlık kiralama şirketlerine satışı ile 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, finansal kiralama şirketlerine satışı ve varlık kiralama ile finansal kiralama şirketlerince taşınmazın devralındığı kuruma satışından doğan kazançlar için bu oran %100 olarak uygulanacağı ve bu taşınmazlar için en az iki tam yıl süreyle aktifte bulunma şartının

aranmayacağı belirtilmiştir. Yine aynı kanun ile söz konusu taşınmazların; kaynak kuruluş, kiracı veya sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilememesi hâli hariç olmak üzere, varlık kiralama veya finansal kiralama şirketi tarafından üçüncü kişi ve kurumlara satılması durumunda, bu taşınmazların kaynak kuruluşta veya kiracıdaki varlık kiralama veya finansal kiralama şirketine devirden önceki kayıtlı değeri ile anılan kurumlarda ayrılan toplam amortisman tutarı dikkate alınarak satışı gerçekleştiren kurum nezdinde vergilendirme yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

KVK m.5, 1/e, f.3 hükmünde, istisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı, aynı süre içinde işletmenin tasfiyesi (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç) halinde de bu hüküm uygulanacağı belirtilmektedir.

KVK m.5, 1/e, son fıkrasında menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu belirtilmektedir.

V. Katma Değer Vergisi İstisnası

Katma Değer Vergisi kanununun “Diğer İstisnalar” başlıklı 17. Maddesinin 4/r maddesi gereğince, kurumların en az iki tam yıl (730 gün) süreyle aktifinde yer alan Taşınmazlar ve iştirak hisseleri satıldığında katma değer vergisi hesaplanmayacaktır. Taşınmaz ve iştirak payı satışından elde edilen gelirin sermayeye ilave edilmesi halinde % 75 lik kısmı(6495 s.lı K.m.42 kapsamındaki kurumlar için % 100 kurumlar vergisinden istisna olduğu gibi katma değer vergisinden de istisnadır.

VI. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Sermaye Artırma Usulü

Anonim ortaklığın iştirak hisseleri ve/veya taşınmazları kendi kaynakları olması nedeniyle bunların satışından elde edilen kazancın sermayeye ilavesi de iç kaynaklardan sermaye artırımıdır. İştirak payı ve/veya taşınmazın satışından elde edilen kazancın sermayeye ilavesine genel kurul karar verir(TTK M.408 1/a). Ana sözleşmedeki sermaye rakamı değişeceğinden bu kararın aynı zamanda ana sözleşmeyi de değiştireceği şüphesizdir.

                İştirak paylarının veya taşınmazın satışına ana sözleşmede aksine hüküm olmadıkça yönetim kurulu karar verir. Çünkü bu yetkinin genel kurulda olduğuna dair TTK’da hüküm yoktur. Ayrıca anonim ortaklıklarda, kollektif ve komandit ortaklıklarda geçerli olan yönetim hakları alanındaki mutad ve fevkalade işlemler ayrımının aynen uygulanması mümkün değildir. Anonim ortaklıkta genel kurul bünyesi gereği ağır işleyen bir organdır. Bu itibarla taşınmazın ve/veya iştirak paylarının satış yetkisinin genel kurula verilmesi ortaklık işlerini aksatır. Ancak TTK m.408 2f hükmünde Genel Kurulun devredilemez nitelikteki görev ve yetkileri arasında önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı kararının alınmasını da saymıştır. TTK m.408/2f hükmü karşısında her somut olayda şirket gayrimenkul veya iştirak payı satışının “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı kararı” niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

Anasözleşmede iştirak paylarının veya taşınmazların satışına karar verme yetkisinin genel kurula bırakılmış olduğu hallerde genel kurulun sermaye artırımı kararı vermeden önce bu değerlerin satışına karar vermesi gerekir. Bu durumda iki işlemin varlığı söz konusudur. Birinci işlem genel kurulun iştirak payı veya taşınmazın satılmasına, ikinci işlem ise satıştan doğan kazancın sermaye ye ilavesine karar vermesidir. Birinci işlem için TTK.m.418’deki adi toplantı ve karar nisabı yeterli olduğu halde, ikinci işlem için TTK.m.421/1’deki ağırlaştırılmış nisaplarla(ilk toplantı ½, ikinci toplantı 1/3) karar verilmesi gereklidir. Her iki işlem de birbirine bağlıdır. Zira genel kurul iştirak payının veya taşınmazın satışına karar vermesine rağmen bu değerleri elden çıkarmak mümkün olamayabilir. Mümkün olsa dahi, bu satıştan kazanç olmaması halinde sermaye artırımına gidilmeyecektir. Zira yasal düzenlemeye konu olan satış bedeli değil, satıştan elde edilen kazançtır.

Halka açık anonim ortaklıklardan kayıtlı sermaye sistemini kabul edenlere kayıtlı sermaye tavanına kadar artırma karar verme yetkisi YK’da olduğundan taşınmazı ve/veya iştirak payı satışı yetkisinin de öncelikle yönetim kurulunda olduğu şüphesizdir.

TTK m.421/5 hükmünde pay senetleri menkul kıymet borsalarında işlem gören şirketlerde esas sözleşmelerinde aksine hüküm bulunmaması halinde sermayenin artırılması ve kayıtlı sermaye tavanının yükseltilmesine ilişkin esas sözleşme değişikliklerinde TTK 418 inci maddedeki adi toplantı ve karar nisabının uygulanacağı belirtilmektedir.

TTK 462.maddesinin 2.fıkrasında, iç kaynaklardan sermaye artırımında sermayenin artırılan tutarının şirket bünyesinde gerçekten varolduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun vereceği açık ve yazılı bir beyanla doğrulanacağı belirtilmektedir. Bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde, yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun yönetim kurulu tarafından onaylanmış olması şarttır.

TTK 462 maddesinin 3.fıkrasında ise; bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması hâlinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermayenin artırılamayacağı, hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm ile amaçlanan pay sahiplerinin paylarının şirket sermayesine oranının korunmasıdır. Aksi takdirde önce sermaye taahhüdü yoluyla artırım, ardından iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılabilecek, sonradan pay sahibi olanlar hakları olmadığı halde bedelsiz pay alabileceklerdir.

TTK m.462, f.3 hükmünde de artırımın genel kurul veya yönetim kurulu kararının ve esas sözleşmenin ilgili maddelerinin değişik şeklinin tescili ile kesinleşeceği, tescil ile o anda mevcut paysahiplerinin mevcut paylarının sermayeye oranına göre bedelsiz payları kendiliğinden iktisap edecekleri, bedelsiz paylar üzerindeki hakkın kaldırılamayacağı, sınırlandırılamayacağı, bu haktan vazgeçilemeyeceği belirtilmektedir.

İştirak hisseleri senede bağlı değilse mukayyet-itibari- değeri, senede bağlı ise alış bedeli(VUK m.279) veya VUK m.289 uyarınca borsa rayici ile, taşınmazlar ise en fazla maliyet değeri ile (VUK m.269) bilançoya geçirildiklerinden, satışları sermayeyi artırmak gayesi ile yapılabileceği gibi, üçüncü şahıslara menfaat temini gayesi ile de yapabilir. Çünkü enflasyon nedeniyle taşınmaz veya iştirak payı, çoğu kez satıldıkları günkü değerlerinden daha düşük bir değerle bilançoda görünmektedir. Satışların üçüncü şahıslara menfaat temini amacıyla yapılması halinde, satış işlemi yönetim kurulunca yapıldığından yönetim kurulu üyeleri sorumlu tutularak zararın tazmini talep edilebilir. Satış işleminden başka, genel kurulun sermaye artırımı kararı da hukuka aykırı olabilir. Bu ihtimalde, sermaye artımına ilişkin kararın dürüstlük kurallarına ayrılık nedeniyle iptalini istemek mümkündür. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluktan kurtulması, genel kurul kararının da iptalinin önlenmesi için, satılmadan önce piyasa rayicinin bilirkişi marifetiyle saptanması yerinde olur. İştirak hisselerinin senede bağlı olması halinde borsa değeri ile satılması iptali engeller.

 

 

NOTLAR/KAYNAKLAR

(1)İlk defa 2970 s.lı K. İle Kurumlar Vergisi Kanununa geçici 10.madde hükmü eklenerek tam mükellefiyete tabi kurumların iştirak hisseleri ve/veya taşınmazlarının satışından elde edilen gelirden sermaye artırımı yapılması halinde kurumlar vergisi istisnası getirilmiştir.

(2)TEKİNALP(Poroy/Çamoğlu) Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, s.614/615).

(3)YURTMAN(DEMİR) Anonim Ortaklık ve Vergi Hukuku Yönünden İç Kaynaklardan Sermaye Artırımı, s.9, 207-211, İstanbul 1997).

(4)1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği, m.5(3.4.2007 tarih, ve 26482 sayılı R.G.) , 7 Seri numaralı, 31.12.2012 tarihli, Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliği(R.G. 28514,4.mükerrer, 31.12.2012 )

 

AV. DR. NEVİN YURTMAN

İstanbul Barosu, Vergi ve İdare Hukuku Komisyonu Başkan Yardımcısı

İSTANBUL, 2007


BU MAKALE/ÇALIŞMA, YAZILI VE ELEKTRONİK ORTAMDA KAYNAK GÖSTERMEDEN YAYINLANAMAZ.